Bir taş ile kuş sürüsü
Ortadoğu’da hiçbir çatışma, sadece bir sınır meselesi değildir. Her savaş, her müdahale, her bomba sesi; katmanlı ve tarihsel gerilimlerin yankısıdır. Son günlerde Suriye’nin Süveyda bölgesinde yaşanan gelişmeler de bu kuralın bir istisnası değil.
İsrail’in bölgesel stratejisinde marjinalize edilmiş gruplar üzerinden nüfuz tesis etme eğilimi tarihsel bir örüntü taşıyor. Lübnan iç savaşında Marunilerle kurulan ittifak ve Irak Kürtleri ile geliştirilen ilişki hatırlanacak olursa Dürziler üzerinden şekillenen bu angajman, Tel Aviv’in azınlık grupları aracılığıyla ulusal yönetimlere karşı etki kurma stratejisinin güncellenmiş bir versiyonudur.
Son yıllarda ortaya daha açıkça serilen, İsrail’in bölgede kendisine en ufak karşı koyma iradesi dahi gösteremeyecek küçük devletler istemesi. Küçük devletler de küçük ordulara ihtiyaç duyan, ekonomik olarak güçsüz potansiyel düşmanlar demek. Mevcut durumda İsrail’in, Suriye, İran ve Türkiye gibi ülkelerin parçalanmasını arzulaması herkesin bildiği bir sır.
BİLİNDİK DÖNGÜ
Bugünlerde Suriye’de yaşananlar, İsrail’in Fırat’a ulaşmak için “Davud Koridoru”nu bir uçtan Dürziler eliyle inşa etmesi. Diğer uçtan başka bir azınlık ile yapbozun diğer parçasını birleştirme peşinde oldukları her geçen gün daha belirginleşiyor. İsrail, bu saldırıyı Dürzileri korumak için gerçekleştirdiğini iddia ediyor. Dürziler, İsrail dışında, Lübnan ve Suriye’de de etkili azınlık gruplarından. İsrail, 1950’lerden bu yana kendisini “azınlıkların koruyucusu” olarak sunmakta. Fransa, İngiltere ve ABD gibi dış güçler, Ortadoğu’ya geldiklerinde önce azınlıkları koruma bahanesiyle bölge ülkelerini zayıflatmayı, kendi çıkarlarını dayatmayı hedefledi. Bugün Suriye’de yeniden bu döngüyü yaşamaktayız.
ABD’nin desteğiyle Beyrut, Şam, Tahran, Sana gibi başkentleri bombalayabilen İsrail, artık bu noktada Ortadoğu’da politika belirleyen bir ülke olduğu inancına kapıldı. İsrail’in asli hedefi, Suriye’yi bölmek ve zayıflatmak, Dürziler, Kürtler ve Aleviler gibi azınlık grupları merkezi hükümete karşı kışkırtmak.
İsrail’in Gazze’deki soykırımını gündemden düşürmek için dikkatleri başka yöne çekme çabası da göz ardı edilemez. Tüm bunların yanı sıra yolsuzluk davalarıyla köşeye sıkışan, kendisini iktidarda tutan ultra Ortodoks ortaklarının desteğini yitirmek üzere olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu hamleleri, kişisel çıkarlarının farklı boyutlarına da işaret ediyor.
Şam’a atılan füzeler, aynı zamanda dini, etnik ve stratejik fay hatlarını hedef alıyor. İsrail’in Suriye saldırıları, bölgede yeni bir jeopolitik denge kurma çabasının parçası. Bu hamleler, Suriye iç savaşının karmaşık yapısı ve bölgesel güç dengeleri göz önüne alındığında Süveyda’nın çok ötesine gidecek bir sürecin fitilini ateşleyebilir.