Deniz Berktay ile Kuzeyden Notlar: Ukrayna, barışa ne kadar yakın?
Türkiye’yi yakından ilgilendiren Rusya-Ukrayna Savaşı, üç buçukuncu yılını tamamen bitirip dördüncü yılı doldurmaya doğru ilerliyor. Sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Savaşın önümüzdeki aylarda bitme olasılığının epey arttığını fakat bunun öncesinde, sahada durumun biraz daha kızışacağını öngörüyorum.
Bu savaş, benim Cumhuriyet gazetesindeki ilk “Kuzeyden Notlar” yazılarımla neredeyse yaşıt (yazılarım, bundan birkaç hafta daha önce başladı). Bu sürede Kiev’den, savaşın ortasında bir yerden bilgi ve analizler ulaştırabildiğim için memnunum. Gerçi bu sürede, savaş dışında bu coğrafyada önemli olan konulara, bu savaşın yoğunluğu nedeniyle daha az değinebildim.
Savaş süresince Türkiye’de de Rusya ve Ukrayna’nın etrafında kamplaşanlara denk geldim. Benim eskiden beri tutumum Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden ve bağımsızlığından yana (Zira, Karadeniz’in kuzeyinde Ukrayna’nın var olması, Türkiye için de iyi bir durum). Ne var ki okurlar, benim bu sürede herhangi bir militan çizgiye sapmadığımı bilir.
Ukranya’nın nasıl bir ülke olduğunu ve bu savaşa giden yolu, Cumhuriyet Yayınları’ndan çıkan “Ukrayna: Dünyanın Siyasi Fay Hattı” adlı kitabımda yazdım ve bölgeyle ilgilenenlere naçizane tavsiye ederim. Bu kitapta da dile getirdiğim üzere Ukrayna’nın kendine özgü gerçeklikleri var. Kimisi bu savaşa tamamen Rusya’nın açısından yaklaşıyor ve ABD emperyalizmine karşı olmanın, her konuda Rusya’ya destek vermek anlamına geleceğini savunuyor. Bazılarıysa ailesi zamanında Çarlık Rusyası’ndan veya Sovyetler Birliği’nden göç etmiş olduğundan, Rusya aleyhtarı çizgiyi benimsemiş ve bu kesimler, zihinlerinde kendi istedikleri şekilde bir Ukrayna hayal ediyor. Benim savaşla ilgili günlük haber ve yorumlarımı aktardığım YouTube kanalımın altındaki yorumlarda bazı kişiler, Ukraynalıların şu anda barış değil, zafer istediğini savunuyor.
Oysa Ukrayna’nın kendine özgü dinamikleri var. Savaşın gidişini anlayabilmek için de hem dünyada büyük devletler arasındaki ilişkileri hem de Ukrayna’nın ve Ukraynalılar’ın kendilerine özgü yapısını göz önünde bulunduırmak gerekiyor.
Ukrayna’da Rusya yanlısı olan kesimlerde bile ayrı bir Ukrayna devletine sahip olma isteği vardı. İşte bu durum, Rusya’nın tahminlerinin aksine, bu ülkenin birkaç günde çökmesini önleyen en önemli etkenlerden biri oldu (Sadece Batı yardımıyla olabilecek bir durum değildi bu). Öte yandan toplumun uzun süreli bir savaşa tavrının farklı olacağını da burada yaşayan ve halkla konuşan kişiler görebilirdi. Nitekim son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamaları, bunu daha açık göstermeye başladı. Geçen günlerde Ukrayna’da gayet Batı yanlısı ve Ukrayna milliyetçisi çizgide olan kamuoyu araştırma kuruluşlarından İlya Kuçerev Vakfı’nın anket sonuçları bunu net olarak gösteriyor: Ankete katılanların yüzde 55’i savaşın “her ne pahasına olursa olsun” sona ermesi gerektiğini savunuyor. Ukrayna’da sıkıyönetimin olduğunu, o nedenle katılımcıların pek çoğunun açık şekilde görüş bildirmekten çekindiklerini düşünürsek, gerçek rakamın bundan daha bile fazla olacağını öngörebiliriz. Ayrıca katılımcılara, “Sizde ne olursa Ukrayna zafer kazanmış olur” diye sorulmuş. Malum, Ukrayna yönetimi 2022’nin ortalarındaki başarılardan sonra, “Bizim için zafer anlayışı değişti. Savaşın başında bizim için zafer, Ruslar’ı durdurmak demekti. Şimdiyse bizim için zafer, Rusları taa 2014’te işgal ettikleri Kırım’dan bile çıkarmaktır” diyordu. Sadece devlet yöneticileri değil, halktan da pek çok kişi o günlerde, Kırım’ı geri almaktan aşağısını zaferden saymıyordu. Şimdiki anletteyse katılımcılar, esirlerin evlerine dönmesi, Ukrayna’nın devlet olarak varlığını koruması ve füze saldırılarının durmasını zafer olarak gördüğünü söylemiş.
Ruslar açısından baktığımızdaysa Rus ordusunun da mutlak bir başarı elde edemediğini, Ukrayna hatlarını hâlâ yarmayı başaramadığını görüyoruz. Bunlara, Trump’ın “Ukrayna Savaşı benim savaşım değil” sözlerini de eklersek, bu savaşın her şeye rağmen bitiş evresine yaklaştığını söyleyebiliriz.