Öcalan’ın İmralı’da ziyaretine önce çekince koydu sonra geri adım atarmış gibi yaptı: AKP üstlenmiyor
CHP’nin güncellediği programını açıkladığı gün Meclis’te kurulan açılım komisyonunda oylama krizi yaşandı. Başından beri PKK ile yürütülen müzakerelere gönülden destek vermekten kaçınan AKP, tavrını Abdullah Öcalan’a bir heyet gönderilmesi noktasında aynı tavrı sürdürdü. AKP, ilk önce oylama yapılmamasını isteyerek, sorumluluğu komisyona hatta Meclis’e yaymak istedi. Bunu başaramamış olsa bile, ileride kendini savunabileceği bazı konuları kayda geçirdi. CHP, uzun süredir hazırlık yaptığı ve tartıştığı konuda verilerden de yola çıkarak tarihsel ve siyasal tavrını belirledi.
MHP lideri Bahçeli’nin çağrısının ardından uzun süredir çözüm komisyonunun Öcalan’a gidip gitmeyeceği konusunda iktidar kararını verdi. Bu kararın verilmesinde en zorlu süreci AKP yaşadı. AKP, tüm kamuoyu yoklamalarında “Meclis’in Öcalan’ın ayağına gittiği” görüntüsünün oluşacağı ve bu durumun toplumda kabul görmediği saptaması nedeniyle zorlandı. AKP, “Oy kaybederiz” kaygılarıyla son dönemi tartışarak geçirdi. Ancak MHP lideri Bahçeli’nin ısrarları karşısında heyetin İmralı’ya gitmesini engelleyecek bir tutum içine giremedi. Çünkü engellemek, fikir anlaşmazlığı boyutunu aşacak ve iktidar ortakları arasında ciddi bir soruna dönüşebilecekti. AKP ara çözüm olarak gördüğü taktiği devreye soktu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un komisyon toplantısı öncesinde partilerin grup başkanvekilleriyle yaptığı toplantıda gerginlik yaşandı. AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler, oylama yapılmasına gerek olmadığını savundu. MHP’li Fethi Yıldız’ın oylama konusundaki ısrarı AKP tarafından kabul edildi. AKP istediğini alamasa bile, ileride “Biz MHP’nin ısrarı nedeniyle kabul ettik” gibi bir savunma için açık kapı bırakmış oldu. Tarihsel kararın siyasal sonuçları, sürecin başarı ya da başarısızlığına göre AKP ve MHP’ye yansıyacak.
CHP’NİN KARARI
CHP, TBMM çatısı altında komisyon kurulması bilgileri ilk geldiğinde konuyu enine boyuna tartışmaya başlamıştı. Ancak komisyonun TBMM adına İmralı’ya gitmesi konusundaki isteksizlik uzun süredir partiye hakimdi. Tabandan gelen “Komisyona girmeyin” telkinleri, bu noktada daha da ciddileşiyordu. CHP, konuyu sağlıklı zeminde tartışabilmek için verilere ihtiyaç duydu. Genel Başkan Özel’den sonra sürekli kullanılan ölçme değerlendirme bu aşamada da devreye sokuldu. Anketler ve araştırmalar yapıldı. İktidar ortakları dikkatlice izlendi. CHP’nin İmralı’ya gidilmesine karşı çıkmasının iki boyutu bulunuyor.
Birincisi tarihsel ve hukuksal boyut. Öcalan, hukuk kurumu tarafından “terör örgütü liderliği”ne mahkum edilmiş birisi. Türkiye bu noktada son yılları terör örgütüne diğer ülkeler nezdinde bu yönde çok ciddi girişimlerde bulundu. Çok ciddi çalışmalar yapıldı, veriler üretildi, tezler geliştirildi. Şimdi halk iradesini de temsil eden TBMM’nin İmralı’yı ziyareti bu anlamda çelişik durum oluşturuyordu. Ayrıca hukuki olarak daha sonraki girişimlere de psikolojik zemin hazırlamak da söz konusuydu. Kurucu partinin böyle bir kabulü, ileride Türkiye Cumhuriyeti devletinin hareket alanını da çok büyük oranda kısıtlayabilirdi. CHP bu yüzden tarihsel ve hukuksal açıdan karara karşı çıktı. Ancak Kürt sorununun Meclis’te tartışılması, konuşulması ve çözüme ulaşması konusunda ısrarını sürdürecek, bu aşamadan sonra da komisyon toplantılarına sonuna kadar katılıp katkı verecek. Burada bir çekince yok.
SİYASAL KARŞI DURUŞ
Araştırmalarda yurttaşların en az üçte ikisi TBMM’nin Öcalan’ı ziyaret etmesini istemiyor. Bu durum CHP’nin itibar ettiği araştırmalarda da kendini gösterdi. Seçmenin istemediği bir davranışın olası sonuçlarından sıyrılmanın yanı sıra başka bir siyasal çelişkiye de düşmedi CHP. PKK lideri Öcalan ile yürütülen müzakerenin siyasal anlamda hedefi net: AKP’nin iktidarının sürmesi, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı önündeki engellerin kaldırılması. En azından bu hedeflere AKP, MHP ve DEM Parti’nin birlikteliğiyle ulaşılmak istenmesi Erdoğan’ın bir demecine dahi yansımıştı. Bu yöndeki birliktelik arayışına karşın CHP kurumsal kimliğiyle ve tüm yönetici kadrolarıyla hedef alınıyor. İBB soruşturmaları, partiye kayyum, kapatma davası gibi konular, bu sürece koşut yürütülüyor. Bu sürecin, AKP-MHP’nin istediği doğrultuda başarıya ulaşması yalnızca CHP’nin iktidar şansının engellenmesi değil partinin yok edilmesi anlamına geldiği de ortada. CHP bu siyasal çelişkiye düşmedi.
AKP sözcüleri, üstlenilen riskler nedeniyle MHP’ye karşı gösteremeseler de CHP’ye öfkelerini anında propagandaya dönüştürdü. Çünkü, “Hata yapacaksak hep beraber yapalım, kimse sorumsuz olmasın” zorlaması bu kez işlemedi. Sıra İmralı seferinde…








