Bursalılar edebiyatla buluşuyor, cesaret teması öne çıkıyor
Küba bağımsızlık mücadelesinin öncülerinden olan şair Jose Marti, “Şiirim kardeştir cesarete/ Yalın, içten ve özlüdür/ O, kendisinden kılıç yapılan/ Çelikle aynı örste dövülmüştür” der. Çelikle aynı örste dövülen edebiyat Bursa’ya, bu yıl ikincisi düzenlenen Bursa Edebiyat Festivali ile konuk oluyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı (Bursa Kültür) tarafından, Kalem Ajans’ın destekleriyle düzenlenen festival, 30 Kasım’da (yarın) sona eriyor.
Tayyare Kültür Merkezi’nde edebiyatseverlerle buluşan festivalde 7 ülkeden 15 yazar, çevirmenler, editörler ve okurlar bir araya gelecek. Farklı edebi türleri, çağdaş edebiyatın önemli isimlerini ve yeni kuşağın üretimlerini buluşturan bir program sunan festivalde, yazar söyleşilerinin yanı sıra çocuklar ve yetişkinler için atölye çalışmaları da yapılacak.
‘EDEBİYAT BİRLEŞTİRİYOR’
Festivalin bu yılki teması “cesaret”. İfade özgürlüğü, edebi risk alma, hikâye anlatımında yenilik ve bireysel tanıklığın gücü gibi başlıkların konuşulacağı festivalde Ayfer Tunç, Ayşen Işık, Ezgi Tanergeç, Melisa Kesmez, Miray Aydın, Ova Ceren ile birlikte yabancı yazarlar Dimitri Verhulst, Enne Koens, Georgi Gospodinov, Hannah Peck, Jente Posthuma, Maylis de Kerangal ve Niels Overgaard da Bursalılarla bir araya gelecek.
Festivalin teması olan “cesaret” kavramını Jente Posthuma, Niels Overgaard, Ova Ceren ve Georgi Gospodinov’la konuştuk. Yazarlara, günümüz politik atmosferinde edebiyatın cesaretini ve ilişkisini sorduk.
Yanıtlar şöyle:
– Georgi Gospodinov: Edebiyat empatiyi yaratıyor. Empatiyi yarattığınızda da aslında savaşları itebiliyorsunuz. Savaşlardan kaçınabiliyorsunuz. Propaganda aslında birkaç kelimeyle dünyayı anlatan bir şeyken biliyorsunuz ki edebiyat birçok cümleyle yapıyor, dünyayı anlatıyor. Edebiyat aslında bizi ve dünyayı anlamamızı sağlıyor, anlamamızı öğretiyor. Bu da propagandaya engel olan bir şey. Edebiyatın üçüncü süper gücünden bahsetmemiz gerekirse, siz birine bir hikâye anlattığınızda, siz ona bir kitap verdiğinizde bu sizi o kişiyle aslında yaklaştırıyor. Ama propaganda ne yapıyor? Kutuplara ayırıyor. Toplumu kutuplara ayırırken edebiyat birleştiriyor.
– Jente Posthuma: Bildiğiniz gibi benim kitabım aslında ailevi ilişkiler ile ilgili (Bunu Düşünmek İstemezdim, Koridor Yayıncılık). Daha mikro düzeyde ilişkiler üzerine yazdım. Ama aslında bunu daha büyük bir perspektifte, ülkeler arasında ilişkiler ya da toplumlar arasında ilişkiler olarak da düşünebiliriz. Benim için burada cesaret aslında olabildiğince dürüst olabilmek. Yazarken, konuşurken olabildiğince dürüst olabilmek. İlk başta ben de yazmaya başladığımda kendi sesimi kullanmakta zorluk çekiyordum.
Fakat yavaş yavaş bu gelişti ve kendi sesimi bulabildiğimi düşünüyorum ve olabildiğince dürüst bir şekilde yazdığımı düşünüyorum.
– Niels Overgaard: Yazılarımda aslında cesaret konusuna çok odaklanıyorum (Her Şey Seninle İlgili Değil, Vinyet Kitap). Platon’un dört temel erdeminden biri. Ve sanırım en azından en iyi bildiğim toplum olan Danimarka’da, gelecek hakkında çok fazla endişe var ve gençler arasında, dünyanın ne kadar tehlikeli olduğu konusunda çok fazla his var ve çok fazla duygusal güvensizlik var. İnanmak ve sabah kalkıp daha iyi bir dünya için çalışmaya cesaret etmeliyiz ve ne kadar çok endişelenirsek dünyayı o kadar az değiştirebiliriz. Dünyada çok fazla kutuplaşma olduğunu düşünüyorum ve siyasi uçlar arasında çok fazla ayrım var. Bu yüzden sohbete, insanlığa ve farklı bakış açılarını anlamaya, birlikte konuşmaya ve birbirimize bağırmamaya inanan biriyim. Bu yüzden bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Edebiyat etrafında buluşmak çok önemli.
– Ova Ceren: Kitabımda (Kalp Kırıklığı Kitabı, Yuzu) cesaret çok büyük bir tema. 18 yaşında, çok korkan ve çok öfkeli olan bir karakterim var. Çünkü korku bizi öfkeli yapan bir şey. Ve bütün kitap onun ailesindeki kuşaklar boyu olan travmayı kırmasının hikâyesini anlatıyorum. O travmayı kıracak, onu yok edecek cesareti bulmasının hikâyesi.
‘KÜLTÜR-SANAT BİZİM OLMAZSA OLMAZIMIZ’
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Mustafa Bozbey ile Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçti. Bozbey, Nilüfer Belediyesi’nde sürdürdüğü kültür sanat politikasını Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde de devam ettirme hedefini taşıyor. Tiyatro, müzik, resim, edebiyat, fotoğraf gibi birçok sanat disiplinini, kültür ve sosyal işler dairesi başkanı ve aynı zamanda yazar olan Şafak Baba Pala öncülüğünde farklı etkinliklerle Bursalılarla buluşturuyor.
Bursa Edebiyat Festivali kapsamında Bursa’da bulunan basın mensuplarıyla, tarihi Bursa Belediye Binası’nda bir araya geldi. Burada konuşan Bozbey, 7’den 70’e bütün Bursalıların katılımıyla “Kent Anayasası” hazırladıklarını söyledi.
Bozbey’e bu anayasada kültür ve sanatın yerini sorduk. Şöyle yanıtladı: “Biz 1/100.000’lik planı yaparken 17 başlıkta değerlendirdik. Burada bizim için kültür sanat olmazsa olmaz.
Biz sadece Bursa’yı dönüştürmek ve değiştirmek istemiyoruz, Bursalıları da biz değiştirme ve dönüştürme çabasındayız. Bu dönüşümün en önemli ayakları eğitim, spor ve kültür sanattır. Bu üçlü bileşen bizim için çok kıymetli. Bunun için kültür sanatla ilgili çalışmalarımız yoğun biçimde devam ediyor. Hemen hemen her hafta bir kültür sanat etkinliğimiz var bizim. Bakın tiyatrolar, söyleşiler, işte konserler, hangisini düşünürseniz. Yani bugün bu kentte şehir tiyatromuz var ki sekiz tane oyunu var. Son 1.5 yıldan bahsediyorum. Ama sadece merkezde kalmıyor bunlar. 17 ilçemiz var. İlçelere götürüyoruz tiyatroyu. İnanılmaz bir talep de var.
Ama üzülerek belirteyim ki bazı ilçelerimizde salon bulamıyoruz. Neden? Demek ki tiyatroya gerek duyulmamış. Çünkü daha önce yapılan salonlar sadece söyleşi için düşünülmüş. Ama biz tiyatroyu götürdüğümüzde insanların değişimlerinin daha hızlı olduğunu görenlerdeniz ve bilenlerdeniz. Çok net söylüyorum. Onun için biz 17 ilçemize de bu etkinliklerin her birini götürüyoruz.
Çocuklara, gençlere ve kadınlara yönelik birçok projemiz var.”








