Uzak gelecekten bir şarkı: ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’

Uzak gelecekten bir şarkı: ‘Oynama şıkıdım şıkıdım’

TARİH: M.S. 10.000 YILI.

Robotlar, eski medeniyetler nasıl yaşardı diye dünya gezegeninde kazılar yaparken buldukları antik kalıntılarda tuhaf bir ilkel teknoloji ile karşılaşıyorlar: Teyp.

Eski insan medeniyetleri ne kadar enteresan şeyler yapmışlar diye kendi aralarında bilinmedik bir robot dilinde iletişim kuruyorlar.

TARİH: M.S. 2025 YILI.

Çocukluğu 2020’lerde geçecek çocuklar ne şanslı. Yapay zekâ döneminin içine doğdular ve cansız cisimlerle konuşamadığımız bir dünya onlar için hayal bile edilemeyecek. “Nasıl yani, merak ettiğiniz bir bilgiye ulaşmak için önce arama motoru denilen bir yere gidip sonra tek tek siteleri dolaşıp yazılar mı okuyordunuz” diyecekler. Bazılarımızın dilinin ucuna “kütüphane, ansiklopedi” gibi kelimeler gelecek ama yutkunup suskun kalacağız.

Müthiş bir değişim döneminin içine giriyoruz. Sadece insanların değil, kurumların da dönüşmek zorunda kalacağı, adapte olmayanların büyük sorunlar yaşayacağı bir süreçten geçeceğiz.

Önce (üretken) yapay zekâ çıktı ve cansız makineleri dile getirdi.

Şimdilik bir süpürge olarak evlerimize girmiş olan robotlar muhtemelen 2030’larda insansı robotlara dönüşecek. Bu insansı robotlar çocuklara arkadaşlık edecek, yaşlılara yardım edecek, bizlere yemek pişirecek.

2020’lerin çocukları için bunlar çok doğal olacak.

Peki bu durumda bizler ne yapacağız? Eğer yapmayı istediğimiz işleri bizim adımıza dijital dünyada yapacak ajanlar (dijital robotlar) varsa ve belki ileride fiziksel dünyada bu işleri yapabilecek gerçek robotlar gelecekse bizim bu dünyadaki yerimiz ne olacak?

İNSANLIĞIN KARİYER BASAMAKLARI

Muhtemelen, ilk aşamada hepimiz birer “müdür” gibi olacağız. Görevi dijital ya da fiziksel robotlara verecek, sonra işin kalitesini denetleyip düzeltmek gereken yer varsa talepte bulunacak, ya da bazı kısımlarda aktif görev de yapacak bir rolü üstleneceğiz.

Peki işin kalitesini de başka robotlar denetleyemez mi? Bence denetleyebilir. Yani bir noktadan sonra denetçi rolümüz de ortadan kalkacak. Bizler sadece talepte bulunan, oluşan maliyeti ödeyen “patron”lara dönüşeceğiz.

Bence son aşamada sadece hayattaki hedeflerimizi söyleyeceğiz ve geri kalan tüm süreci dijital ya da fiziksel robotlar halledecek. “Toplam 10.000 TL param var, bu parayı kullan, büyüt, ne yap et bana 3 yıl içinde İstanbul Boğazı’nda bir yalı al. Tapuyu benim üzerime alınca bana haber ver” gibi bir istekte bulunabileceğimiz günlerin bir gün geleceğine inanıyorum. Tabii o günler geldiğinde başkaları da benzer isteklerde bulunabileceği için sayısı kısıtlı olan varlıkların değerleri muhtemelen çok artacak (o yüzden tavsiyem şimdiden Boğaz’dan birkaç yalı alın!).

Beni endişelendiren asıl konu evlerimize girmiş olacak olan fiziksel robotlar. Diyelim ki bir şirketin 10 milyon robotu ülkemizde satıldı, bu şirketin sistemlerine sızıldı ve bu robotlara askeri üslerimize saldırı emri verildi, kendimizi nasıl savunacağız? Veya bir şirketin eksantrik sahibi “Şimdi tüm dünyayı ele geçirme zamanım geldi” dedi ve dünya çapındaki robotları ile ülkeleri işgale başladı, çok mu imkânsız bir senaryo?

Ama bir saniye, bu kadar uçuk senaryoları düşünmeden önce önümüzdeki ilk dönüşüm yıllarını düşünelim, yani dijital robotlara odaklanalım. Kendi kendilerine kararlar verebilen, şimdilik dakikalarca çalışan, muhtemelen 2026’da saatlerce, 2027’de günlerce çalışabilecek “ajanlar” verdiğimiz görevleri yerine getirmek için var güçleriyle uğraşıyorlar.

TARİH: M.S. 10.000 YILI.

Robotlar “Oynama şıkıdım şıkıdım” ne demek diye öğrenmek için Merkür’deki veri merkezine sinyal gönderiyorlar. Mesafeden ötürü cevap almaları dakikalar süreceğinden bir yandan kazıya devam ediyorlar.

Birinin gözüne paslanmış bir levha ilişiyor. Çıkarıp üzerindeki tozu siliyor. Levhanın üzerinde belli belirsiz şu yazı okunuyor:

“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler.”